Feeds:
Posts
Comments

10 dakika güneş şeker düşmanı! güncellenme zamanı

Her gün 5-10 dakika güneşe çıkmanın çocuk ve gençlerde şeker hastalığının etkilerini azaltmaya yardımcı olabileceği bildirildi. Kaliforniya Üniversitesinden araştırmacılar, ekvatora yakın bölgelerde yaşayan kişilerin, tip 1 şeker hastalığına yakalanma oranının diğer bölgelerdekine göre daha düşük olduğunu belirledi. İnsan vücudunun güneş ışığının yardımıyla D3 vitamini oluşturabildiğini hatırlatan bilim adamları, günde 5-10 dakikalık “güneşlenmenin” tip 1 şeker hastalığının etkilerini azaltabileceğini belirttiler. Böylece, ilk kez, kandaki D3 vitamini seviyesiyle tip 1 şeker hastalığı arasında da bağ kurulmuş oldu. Araştırma “Diabetologia” dergisinde yayımlandı.

kaynak milliyet


Tatlandırıcı olarak içeriğinde mısır şurubu kullanılan kola ve asitli içeceklerde şeker hastalığına yakalanma riskinin normalden 6 kat fazla olduğu tespit edildi.

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Nefroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof . Dr. Süleyman Türk , sağlığa zararı tıp çevrelerince kabul edilen mısır şurubunun ülkemizde birçok üründe kullanıldığını ve bunun sonucunda özellikle genç nesilde erken yaşlarda şeker hastalığına yakalanma riskine yol açtığını söyledi.

Prof. Dr. Süleyman Türk , 234. Amerikan Kimya Kongresinin Tebliğinde mısır şurubundan yapılan gıdaların insan sağlığını ciddi anlamda tehdit ettiğinin yer aldığını söyledi. Türk: “Mısır şurubu ile tatlandırılmış içecekler ve yiyecekler diabet hastalığını tetikliyor. Şekerden ucuz olduğu için meşrubat üreticileri mısır şurubunu tercih ediyor. Çocuk obezitesi ile mücadele edenlerin ise korkulu rüyası haline geldi.

Çocuk obezitesindeki artışla meşrubat üretimi arasındaki artış arasında tam bir paralellik var. Kolalı içecek üreticileri ise içeceklerini tatlandırmak için mısır şurubu kullanmayı tercih ediyor. Çünkü mısır şurubu hem pancar şekerinden ton başına 250-300 dolar daha ucuz, hem de kolalı içecek üretiminde pancar şekeri yerine kullanımı daha uygun bir tatlandırıcı” dedi.

Mısırın genetiği ile oynanan ürünlerin başında geldiğini ve bu durumun insan sağlığını ciddi anlamda etkileyebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Türk, mısır şurubunun başta kola olmak üzere birçok gıdada yaygın olarak kullanıldığını belirtiyor.

Türk: “Gıdalarda tatlandırıcı olarak kullanılan mısır şurubu diabet hastalığına yakalanmayı artırmaktadır. Mısır şurubundan yapılan gıdaları kullananların, pancar şurubundan yapılan gıdaları kullananlara göre diabete yakalanma riski daha fazladır. Mısır şurubu ucuz olması nedeniyle özellikle kola üretiminde, pasta, bisküvi ve çikolata üretiminde yoğun olarak kullanılmaktadır. “Kola ve diğer mısır şurubu kullanılarak tüketime sunulan gıdaları tüketen insanların diabete yakalanma riski daha fazladır” dedi.

Prof. Dr. Süleyman Türk , gıdalarda katkı maddesi kullanımına bir sınırlandırma getirilmesi uyarısında bulunuyor. Gıdadaki katkı maddeleri konusunda ulusal bir prensibin ortaya konulması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Türk, katkı maddeleri konulan gıdaları tüketen çocukların, daha hiperaktif olduğu haberlerinin arttığını belirtti.

Prof. Dr. Türk “Gıdalarda kullanılan katkı maddelerinin orjinleri mutlaka denetlenmelidir. Musevi toplumu bu konuda çok hassas. Koşer damgası ve sertifikası bulunmayan ürünlerin kendi ülkelerine girişinin yasaklıyor. Nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan ülkemizde katkı maddelerinin orijini konusunda bir belirsizlik ve denetimsizlik var. Özellikle domuz kaynaklı katkı maddelerinin mutlaka tespit edilmesi ve hazır gıda üreticilerinin bu konuda hassasiyet göstermesi gerekir. Hem inanç açısından hem de sağlık açısından gıdalarda orijin tespiti yapılmalıdır ve tüketici bilgilendirilmelidir” diye konuştu.

Türkiye `de şeker hastalarının sayısının her geçen gün arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Türk, Türkiye `de 5 milyon şeker hastasının bulunduğunu ve Konya `da da bu oranın yüzde 12 olduğunu bildirdi. Bu rakamın Konya için de çok ciddi olduğunun altını çizen Prof. Dr. Türk, unlu mamul tüketiminin azaltılması, bunun yerine daha çok sebze tüketilmesi gerektiğini kaydetti.

Modifiye edilmiş gıdaların kullanımı ile ilgili çalışmaların yapılması tavsiyesinde bulunan Türk, “Sigara paketlerinin üzerinde `insan sağlığına zararlıdır` gibi ibareler bulunmaktadır. Mısır şurubu kullanılan gıdaların üzerine de uyarıcı ibareler konulmalıdır” ifadelerini kullandı. Konya `nın pancar üretiminde önemli bir yerde olduğunu ve üretilen gıdalarda pancar şurubunun kullanılmasının hem insan sağlığına hem ülke ekonomisine önemli katkıda bulunacağını anımsatan Prof. Dr. Türk yeterince şeker ihtiyacını karşılamak için de pancardaki kota tekrar gözden geçirilmeli ve pancar kaynaklı şeker tüketimine öncelik verilmelidir” dedi

esadüfen keşfedildi: Yemeklere atılan az miktarda tarçın, kan şekerini önemli oranda düşürüyor, kolesterole de iyi geliyor… Şeker hastalarına günde 6 gram tarçın önerildi

03/12/2003 (1190 kişi okudu)

AA – ANKARA – Diyabetlilere (şeker hastası) güzel kokulu ilaç… ABD’li bilim adamları, yemeklere eklenen az miktarda tarçının, kandaki şeker düzeyini belirgin şekilde düşürdüğünü saptadı. Diabetes Care dergisindeki habere göre, çaya atılan bir tarçın kabuğu bile, şeker hastalarının ensülin değerlerini iyileştirebiliyor.
ABD’nin Beltsville kentindeki Tarım ve Beslenme Araştırma Merkezi’nde görevli bilim adamı Richard Anderson ve ekibi, tarçının içinde bulunan MHCP (metil hidroksi kalkon polimer) maddesinin kandaki şeker düzeyine olan etkisini, besinleri incelerken tesadüfen fark etti. MHCP, laboratuvarda yapılan deneylerde ensülin hormonu gibi etki ederek, hücrelerin glikoz tüketimini artırdı.
Anderson, laboratuvarda yapılan deneylerden sonra, tarçının etkisini, Pakistan’da yaşayan ikinci tip şeker hastası 60 kişinin üzerinde test ettiklerini belirtti.
40 gün boyunca her gün birkaç gram tarçın verilen diyabetlilerin kanındaki şeker düzeyinin, kontrol grubuna göre yüzde 20 daha düşük olduğu görüldü.

Diyabet belirtilerine son
Tarçın verilen hastaların bazılarında, şeker hastalığının belirtilerinin tamamen yok olduğu da gözlendi. Bilim adamları, belirtilerin tarçın tedavisi kesildikten sonra yeniden ortaya çıktığını söyledi.
Anderson, MHCP maddesinin sadece kandaki şeker düzeyini değil, kandaki yağ ve kolesterol miktarını da düşürdüğünü müjdeledi. Bilim adamları, şeker hastalarına günde 6 gram kadar çekilmiş tarçını yemeklere karıştırmayı önerdi.
İkinci tip şeker hastalığında, vücut ensülin hormonu üretiyor, fakat vücut şekerin yakıt olarak hücrelere girmesini sağlayan bu hormonu kullanamıyor Bunun sonucunda şeker kanda birikiyor.

Şeker ve Yağın Hikayesi


Prof.Dr. Ömer ARİFAĞAOĞLU
Sesli Versiyon

Sesli Dinle

* Hücrelerimizde sürekli patlatılan ve bize hiçbir zararı dokunmayan ‘atom bombalarından’ haberdâr mıyız?

* Bütün ilâhî dinlerde emredilen oruç, hangi hususlarda
beynimize muallimlik yapmaktadır?

* Kutuplarda yaşayan Eskimoların beyniyle, diğer coğrafyalarda yaşayan insanların beyni hangi fonksiyonda birbirinden farklılık göstermektedir?

* Beyin hücrelerimizin glikoz kullanımında,
insüline bağımlı kılınmamasının bazı hikmetleri…

* Egzersizin bazı yararları…

Geçen ramazan ayında bir iftar vakti öğrencilerimi imtihan yapmak mecburiyetinde kaldım. Ben ve öğrencilerin büyük bir kısmı oruçluyduk. Bir yandan beyin faaliyetlerini hızlandıran zor bir imtihan için, kandaki şeker miktarının ne kadar önemli olduğunu, diğer yandan da iftar vaktinde kan şeker konsantrasyonunun en düşük seviyede bulunduğunu düşünüyordum. Besinlerin çeşitli organlar tarafından kullanılmalarındaki hikmetlerin neler olduğunu merak etmiştim. Kitapları gözden geçirdiğimde enterasan tespitlerle karşılaştım.

Karbonhidratlar (şekerler), lipitler (yağlar), proteinler olmak üzere üç grupta incelenen besinlerden basit şekerler; glikoz, galaktoz, fruktoz bağırsaklardan kana emilir. Üç yağ asidi ve bir gliserolden oluşan trigliseritler (yağlar), bağırsaklardan yağ asidi ve gliserol olarak emilir. Proteinler bağırsaklarda en küçük yapıtaşları olan aminoasitlere ayrılır ve kana çoğunlukla aminoasit olarak geçer. Besin maddeleri organik polimerler olduğundan ve sadece bitki veya hayvanlardan elde edilebildiğinden, tabiatta inorganik olarak bulunmaz. İnsanoğlunun bilim ve teknolojide çok ileri olmasına rağmen, bitki veya hayvanları kullanmadan sun’î besin maddesi üretmesi hemen hemen imkânsızdır. Bu açıdan bakıldığında, insanoğlu bütün servetini verse, bitkilerin fotosentezle ürettiği basit gibi görünen, bir patates veya elma bile üretemez.

Gerçek fiyatını ödemeden az bir emekle vücudumuza aldığımız besin maddeleri bağırsaklar yoluyla kana geçtikten sonra, nerelerde kullanılır? Besin maddeleri öncelikle bağırsaktan karaciğere geçer ve orada vücudun ihtiyacı olan şekle döner. Meselâ kana geçen galaktoz ve fruktoz şekerlerinin hemen tamamı glikoza dönüştürülür.

Glikoz kullanımı
Glikoz, hücrelerde enerji (adenozin trifosfat- ATP) elde etmek için kullanılır, bunun için önce pirüvik aside çevrilir. Bu işlem için oksijene gerek yoktur. Ancak elde edilen enerji miktarı oldukça azdır. Pirüvik asit oksijen yoksa lâktik aside, oksijen varsa asetil koenzim A’ya çevrilir. Asetil koenzim A ise oksaloasetik asitle birleşerek krebs çevrimi adı verilen ve onlarca işlemden oluşan kimyevî reaksiyonlar zincirine girer. Bu çevrimin sonunda, glikoz, oksijen ile birleşerek karbondioksit ve su açığa çıkar. Suyun üretimi esnasında açığa çıkan glikozda bulunan enerji ATP üretiminde kullanılır. ATP’yi arabalarda kullanılan aküye benzetebiliriz. Akü dolup boşalan bir enerji deposu olduğu gibi, ATP de fosfat bağları şeklinde enerji depolayan yaratılış mu’cizesi bir moleküldür. Krebs çevriminde enerjinin açığa çıkması ve depolanmasını, bir nükleer enerji santralinde atom bombası patlatarak elektrik enerjisini elde etmeye benzetebiliriz. Âdeta hücrelerimizde sürekli olarak bize hiçbir zararı olmayan atom bombaları patlatılmakta, bundan büyük bir miktarda enerji elde edilmekte ve bu enerji depolanmaktadır.

Beyin hücrelerinde glikoz kullanılması
Beyin hücreleri hariç vücudumuzdaki bütün hücreler glikoz, yağ asidi ve aminoasitleri enerji kaynağı olarak kullanabilir. Beyin hücreleri normalde sadece glikoz kullanabilir. Bu yüzden beyin için glikoz ve oksijen son derece önemlidir. Boğulma gibi herhangi bir sebeple kişi dört dakika nefes alamazsa, beyin hücreleri oksijensiz kaldığından ölmeye başlar. Aynı şekilde glikoz olmazsa beyin hücreleri ölür.

Kan şekerinin azalması olan hipoglisemi, beyin açısından çok tehlikelidir, öncelikle komaya sebep olur. Eğer âcilen tedavi edilmezse kısa sürede ölüm gerçekleşebilir. İnsülin kan şekerini düşürmede vazifeli bir hormondur. Şeker hastaları bu hormonu, tedavi maksadıyla yüksek dozda alırlarsa sebepler plânında ölümcül hipoglisemi oluşabilmektedir.

Beyin hücreleri hariç bütün vücut hücreleri pankreastan salgılanan insülin hormonu olmadan glikozu alıp kullanamaz. Ancak bu, beyin hücreleri için geçerli değildir. Beyin hücreleri insülin olmadan da glikozu alıp kullanabilir. Bu durum Rabb’imizin bizlere bir hediyesidir. Çünkü beyin, glikoz kullanımında insüline bağımlı olsaydı, tek enerji kaynağı olan glikozu her zaman alamayacak ve kolaylıkla beyin ölümü ortaya çıkabilecekti. Buradan vücudumuzdaki küçük büyük bütün hâdiselerin hiçbir zaman tesadüfe bırakılmadığını görmekteyiz.

Beyin normalde yağ asidini enerji kaynağı olarak kullanamaz. Ancak uzun süreli açlıkta beyne yavaş bir şekilde yağ asitlerini kullanması ilâhî bir rahmet eseri olarak öğretilir. Beynin yağ asidi kullanmayı öğrenmesi çok faydalı bir durum olarak değerlendirilmelidir. Çünkü vücudumuzda glikoz fazla depolanamamaktadır. Esas enerji depomuz yağlardır. Açlıkta depo yağlar enerji olarak kullanılarak beyin ölümü engellenmiş olur.

Burada oruç tutmanın önemi ortaya çıkmaktadır. Oruç bütün semâvî dinlerde emredilmektedir. Oruç ile gelen geçici açlıkta, beyne yağ asitlerini kullanması öğretilmektedir. Şâfî ve Müdebbir olan Rabb’imiz, orucu emrederek zorda kalınan durumlarda, beyin tarafından yağların kullanılabilmesini sağlamaktadır. Oruç tutanların beyin sağlığının daha iyi olacağını söylemek hiç de zor değildir.

Benzer bir durum Eskimolarda da karşımıza çıkmaktadır. Kutuplarda bitki ve tahıl olmadığından buralarda yaşayanlar balıkla beslenir, dolayısıyla vücutlarına yoğun bir şekilde yağ alır. Onların beyinlerine, çocukluktan itibaren yağ asitlerini enerji olarak kullanması öğretilmiştir. Bu, Rabb’imizin insana yeryüzünün her yerinde hayat sürebilmesi için ihsan ettiği mükemmel uyum mekânizmalarından biridir.

Kaslarda glikoz kullanılması
Kaslarımız ağırlık ve hacim olarak vücudun yaklaşık, yarısını oluşturur. Bu açıdan glikoz kullanımı kaslarda çok önemlidir. Kaslarımız öncelikle glikoz kullanır. Ancak kasların glikoz kullanabilmesi için insüline ihtiyaç vardır. İnsülin toklukta yani yemeklerden sonra yaklaşık bir saat süreyle salgılanır. Tokluk dışında insülin olmadığı için kaslar glikoz kullanamaz. Dolayısıyla kaslar bu dönemde glikoz yerine mecburen yağ asitlerini kullanır.

Rabb’imiz kaslardaki bu insüline bağımlılığı egzersiz esnasında kaldırmaktadır. Egzersiz yaparsak kaslarımız insülin olmadan da kandan glikozu alabilir. Buradan egzersiz yapmanın -hususan insülin enjeksiyonu yapmadan yaşayamayan şeker hastaları için- ne kadar önemli olduğu karşımıza çıkmaktadır.

Kasların hızlı kasılması gerektiği durumlarda, oksijenle enerji üretimi yeterli olmaz. Bu sebeple kaslara oksijensiz enerji üretebilme mekânizması da konmuştur. Oksijensiz enerji üretimi sadece kaslarda depo edilen glikojenden yapılabilmektedir. Oksijensiz enerji üretimi neticesi kaslarda lâktik asit üretilir. Lâktik asit aşırı birikirse, ağrı ve hareket kısıtlılığına sebep olur. Rabb’imiz kalb kası hücrelerine lâktik asitten enerji üretebilme özelliği de vermiştir. Kaslarda meydana gelen lâktik asit, kan yoluyla kalb kası hücrelerine gelir ve orada enerjiye çevrilir. Bu şekilde hem lâktik asitin israf edilmesi, hem de birikme neticesi yol açacağı zararlar önlenmiş olur.

Karaciğerin şeker kullanması
Kan şekerinin sabit tutulması için denge organı olarak karaciğer görevlendirilmiştir. Toklukta önce kan şekeri yükselir. Kan şekerindeki yükselme, pankreastan insülin salgılanmasına sebep olur. İnsülin kan şekerinin (glikozun) karaciğer hücrelerine alınmasını tetiklediğinden kan şekeri düşürülür. Çünkü sebepler plânında yüksek kan şekeri komaya ve ölüme sebep olur. Karaciğere alınan şekerin çok az bir kısmı enerji olarak harcanırken, büyük bir kısmı glikojen olarak depolanır. Glikojen deposu dolarsa o zaman şeker, karaciğer hücrelerinde yağ asitlerine dönüştürülür. Üretilen yağlar kana verilerek yağ dokusuna meselâ göbek, kalça ve deri altına depo edilmek üzere gönderilir.

Açlıkta ise kan şekeri düşer. Kan şekerindeki düşüklük insülin salgılanmasını engellerken, pankreastan glukagon hormonu salgılanmasına sebep olur. Glukagon karaciğerde toklukta depo edilen glikojeni parçalar ve kana yavaş bir şekilde glikoz geçmesine vesile olur. Karaciğer âdeta bir kan şekeri ayarlayıcısı olarak görevlendirilmiştir. Karaciğeri çalışmayan insanlar, kan şekerini dengede tutmak için sürekli şekerli gıdalar tüketmek zorunda kalır. Burada Rabb’imizin sadece karaciğere yerleştirdiği bir mekânizmadan da bahsetmek gereklidir. Diğer vücut hücreleri glikozu aldıklarında fosfatla bağlarlar ve fosfata bağlı glikoz, hücrelerin dışına çıkıp başka bir hücreye gidemez. Ancak sadece karaciğerde fosfataz enzimi vardır ki, bu enzim glikozu fosfattan ayırır. Açlıkta glikoz fosfattan ayrılarak kana ve oradan da ihtiyaç olan hücreye gönderilir.

Yağların kullanılması
Yağ asitleri ‘beta oksidasyon’ denen girift bir işlemden geçtikten sonra asetil koenzim A’ya dönüştürülür. Asetil koenzim A, oksaloasetik asitle birleşerek krebs çevrimine girer. Bu şekilde yağ asitlerinden bol miktarda ATP üretilir. Ancak yağlar, glikoz olmazsa kullanılamaz. Çünkü oksaloasetik asit, glikozdan üretilen bir moleküldür. Oksaloasetik asit olmazsa krebs çevrimi başlayamaz. Yağlı bir yemekten sonra insanların tatlıya olan iştahı, bu mekânizmayla bağlantılıdır.

Şeker hastalarında insulin yetersizliğinden (tip 1) veya hücre zarlarındaki glikozu içeriye alan kapılar çalışmadığından (tip 2) glikoz, hücrelerin içine girememesi sebebiyle enerji için kullanılamaz ve kandaki miktarı artar. Bu fazla glikoz değişik moleküllere bağlanarak onların fonksiyonlarını bozmaya başlar. Glikoz hücreler giremeyince, depo edilmiş vücut yağları, glikoz yerine hücrelerin imdadına koşmak ister. Göbek, kalça ve deri altındaki yağlar eriyerek kana geçer. Kan yağlanır. Kanın yağlanması şeker hastalarında damar sertliği ve damar tıkanıklığı riskini artırır. Bu sebeple, şeker hastalarında göz damarları tıkanarak değişik seviyelerde görme kaybı ortaya çıkabilir. Ancak şeker hastalığında glikoz kullanılamadığı için yağlar da kullanılamaz. Çünkü glikoz hücreye giremediği için oksaloasetik asit de üretilememiştir. Bunlardan anlaşılıyor ki, enerji üretiminde çok miktarda birbirine bağlı ve girift reaksiyonlar meydana gelmektedir. Bunların birindeki herhangi bir aksama hastalıklara sebep olmaktadır. Bu ince ve mükemmel hâdiseler zincirlerini akılsız ve şuursuz maddenin, tesadüfî hareketlerine bağlamak hiç mümkün olabilir mi? Bu kadar çeşitli faktörün bir an bile kendi hâllerine bırakılması, ölüme sebebiyet verir.

Aminoasitlerin kullanılması
Vücudun yapı taşları olan proteinleri üretmek için gerekli olan aminoasitler, enerji üretiminde en son tercih edilen moleküllerdir. Glikoz ve yağ asitleri bittiğinden veya değişik metabolik arızalar sebebiyle kullanılmadığında, aminoasitler enerji için kullanılabilir. Bunun için önce aminoasitin, amino kısımları ayrılır ve bu iş için görevlendirilmiş karaciğer hücrelerinde üre yapımında kullanılır. Karaciğerde üretilen üre, kan yoluyla böbreklere gelir ve idrar yoluyla dışarı atılır. Böbrek hastalıklarında üre vücuttan atılamazsa ‘üremi’ denen tehlikeli hastalık ortaya çıkar. Böbrek hastalarına vücutta üre miktarının artmaması için proteinli gıdaları az yemeleri tavsiye edilir.

Aminoasitlerin ‘karboksil’ kısmı ve yan grupları ise bir seri kimyevî reaksiyon sonunda asetil koenzim A’ya dönüştürülür. O da oksaloasetik asit ile birleşerek krebs çevrimine girer. Böylece şeker, yağ ve proteinlerden ATP üretilir. Azamî tasarruf prensibine uygun olarak çalıştırılan krebs çevriminde farklı moleküllerden enerji üretilirken rol verilen enzimlerin ve metabolik yolların hassasiyetine, şuursuz tabiatın ve tesadüfî sebeplerin karışması asla mümkün değildir.

http://www.uzmantv.com/seker-hastaligindan-tamamen-kurtulmak-mumkun-mu

Diyet veya Duzgun Beslenme Neden Onemli?
Seker hastasi oldum, artik her istedigimi yiyemeyecegim diye hemen uzulmeyiniz.  Size ozel olarak evde ayri yemek pisirilmesine gerek yoktur. Evde pisirilen yemekler ile de  diyet yapabilirsiniz. Onemli olan saglikli beslenmeyi ogrenmektir. Evdeki diger aile bireylerinin de bu sekilde beslenmeleri aslinda onlarin sagliklari icin  daha faydalidir.  Seker hastaligini saglikli bir beslenme ile gayet guzel  tedavi olacagini biliniz ve hemen moralinizi bozmayiniz.  Bunun yaninda sadece sizin degil evdeki tum aile bireylerin  saglikli beslenmeyi bilmeleri faydalidir.  Seker hastasi iseniz cantanizde isyerinde yiyecek meyva  bulundurmayi adet haline getiriniz.  Seker hastasi bir kisinin az, ancak sik yemek yemesi gerektigini unutmayiniz.
Seker hastaliginiz varsa cesitli ve saglikli gidalar yiyiniz, yag ve proteini azaltiniz.
Beslenmede karsimiza 3 soru cikar?
1-Ne yemeli veya  yememeli?
2-Ne kadar yemeli?
3-Ne zaman yemeli?

Bu sorulara asagida yanitlar verilmistir.
Her  seker hastasinin uygulayacagi diyet diger kisilerden farklidir. Bunun nedeni her kisinin boy ve agirliginin farkli olmasi ve ihtiyac duydugu kalorinin degismesidir. Cocuklar ve  genclerin  buyume ve gelismelerinin normal seyretmesi icin gerekli kaloriyi almalari gerekir.  Kan sekerlerini dusurecegiz diye ac kalinmaz. Bunun yerine saglikli ve dengeli beslenip ona gore ilac veya insulin dozu ayarlanir. Diyet listesinde belirtilen miktarlardan fazla yemek kan sekerinizin yukselmesine,  az yemek ise kan sekerinizin dusmesine neden olur. Her iki durumda da kan sekeri kontrolu bozulur. Bu nedenle diyetisyen veya doktorunuzun onerdigi kalori kadar beslenmeniz onem tasir.
Diger onemli bir konu  ogunleri ve ara ogunleri atlamamaktir. Bu ogunleri atlamaniz kan sekerinde oynamalara neden olur.
Fazla kalori almak genetik olarak hastaliga elverisli kisilerde seker hastaligini ortaya cikardigina gore, kalori ayarini iyi yapmak tedavinin esas noktasini olusturur.  Beslenmeye uymak bir seker hastasinin omru boyunca  yapmasi gereken bir durumdur. Diyet yapmadan ilac kullanmanin veya egzersiz yapmanin anlami yoktur.
Beslenmede degisiklik yapmak baslangicta bazi hastalari sikintiya soksa da zaman icinde alisilir. Bu nedenle egitim  almak, diyetisyen veya doktora danismak ve bilinmeyen konulari iyice ogrenmek gerekir.
Kisinin degistirmesi gereken kotu beslenme aliskanliklari  mutlaka ele alinmali ve degistirilmelidir.
Seker hastasi bir porsiyonun ne oldugunu, ana ogun ve ara ogunlerin anlam ve onemini bilmelidir.  Ayrica yiyeceklerin uzerindeki kalori degerlerini okuma aliskanligi da gelismelidir.
Bir seker hastasi hangi yiyecekleri yedigi zaman kan sekerinin ne kadar artacagi tahmini yapacak kadar bilgi sahibi olmaya calismalidir.  Bu nedenle satilan gidalarda ETIKET OKUMA ALISKANLIGI kazanilmalidir.
Beslenmenin saglikli olmasi ile kan sekeri, tansiyon ve kandaki yuksek kolesterol ve trigliserit duzeyleri normal duzeye gelebilir.
Evde yapilan kan seker olcumleri diyet ve diger tedavilerin etkinligi konusunda hastaya bilgi verdiginden, evde kan sekeri olcumleri yapmayi her seker hastasi veya yakini ogrenmelidir.
Vucut agirligi beslenmeyi ayarlamada onemlidir.  Vucut kitle indeksi dedigimiz agirlik/boyxboy yani vucut agirligini boyun m cinsinden karesine bolmek gerekir. Ornek verecek olursak  bir kisinin agirligi 80 Kg ve boyu 1.70m olsun. Bu kisinin vucut kitle indeksi = 80/1.70×1.70 = 80/ 2.89= 27.6 Kg/m2       olarak saptanir. VKI’i 25 ve uzerinde ise kilo fazladir. VKI 30 ve uzeri ise sismanlik vardir.
Vucut agirligi insulin direncini ve insulin salgilamasini etkiledigi icin normal bir kiloya gelmek onem tasir.  Kilo vermek icin alinan kalori miktari azaltilir. Vucut agirligi  tip 2 diyabetli %80 hastada  fazladir ve bunlarda normal kiloya gelmek icin alinan kalori azaltilir. Kilosu normal olan hastalarda kalori azaltimi yapilmaz.
Beslenme  degisikligi sirasinda baslangicta hastalarda bazen sikinti olur.  Oysa evde yapilan yemeklerle de iyi  bir diyet yapilabilir.  Seker hastalarinin diyetlerini bozmalarina neden olan ev disindaki yemekler, seyahat ve tatillerdeki beslenme  konusunda dikkatli olmalari gerekir.  Zaman zaman olusan asiri yeme istegini kontrol etmeye calismak, bu durumlarda salatalik, domates, 3-4 tane ceviz, badem veya yogurt yemek gerekir.  Bu konuda aile bireylerinin  de destek olmasi  gerekir.
Beslenmede dikkat edilecek konulardan bazilari soyledir:

Seker Hastasi Olarak Beslenmede Dikkat edeceginiz Hususlar:

1. Yag miktarini azaltin. Yagin kalorisi coktur. Yagli yemekler ve kati yag yemeyin. Kilonuz fazla ise buna mutlaka uyunuz.  Yag olarak  zeytinyagi yiyiniz. Kirmizi etin yagsiz olanini tercih ediniz ve haftada bir kez yiyiniz.  Sut, yogurt ve peynirin yagsiz olanini tercih ediniz.
2. Sebze ve meyve fazla yiyiniz. Yemeklerde daha cok sebze yemeklerine agirlik veriniz.
3. Bol su iciniz (gunde en az 2 litre)
4. Tuzu azaltiniz. Gunde bir cay kasigi kadar tuz yiyiniz.
5. Nisastali gidalari, borek, corek, pasta, recel, pekmez, bal ve diger tatlilari yemeyiniz.
6. Ekmek olarak cavdar ekmegi veya tam bugday ekmegi (koylu ekmegi)  yiyiniz. Beyaz ekmek yemeyiniz.
7. Alkol fazla alinmamalidir. Gunde bir kadehten fazla alkol  kullanilmamalidir.  Alkol alirken yaninda karbonhidratli az miktar gida almak da faydalidir. Likor veya tatli sarap gibi  sekerli alkol kullanmayiniz. Bira icerken light birayi tercih ediniz. Alkol kullandiktan 2 saat sonra kan sekerinizi kontrol ediniz.
Tip 1 ve Tip 2 Diyabette Beslenmede Farklilik var mi?

Tip 1 diyabetli hastalar insulin kullandiklari icin gunde 3 defa ana ogun 3 defa da ara ogun olarak yemek yemeleri gerekir.  Insulinin enjeksiyon zamanina gore ana ve ara ogunleri ayarlamak gerekir.  Tip 2 diyabetli hastalarda ise cogu kilolu oldugundan zayiflayacak sekilde kalori azaltimi yapilir. Tip 2 diyabette de ara ve ana ogunler seklinde beslenmek esastir.
Tatlandiricilar:
Seker hastalarinin tatlandirici ihtiyacini  saglamak uzere  kullanilan kimyasal maddelere tatlandirici denir. Bunlarin kalorisi yoktur,  seker tadi verirler. Gebe iken tatlandirici kullanilmamalidir. Daha cok tercih edilmesi gerekenler aspartam iceren tatlandiricilardir.
Sorbitol, mannitol ve fruktoz  sofra sekeri kadar olmasa da kaloriye sahiptir.  Piyasada satilan diyabetik isimli gidalara katilirlar.  Fazla yenirse kilo aldirir ve ishal yapabilir.
Aspartam: Sofra sekerinin  200 kati kadar tat verir.  Isitildiginda tat verme ozelligini kaybeder.
Sakkarin: Sekerden  200 -300 kat  daha tatlidir
Siklamat: Sekerden 30 kat daha tatlidir.  Isiya dayaniklidir.
Tatlandiricilardan  genellikle aspartam tercih edilmeli ve gunde 8 tabletten fazla kullanmamaya dikkat etmelidir.

Diyabetik Gidalar:

Uzerinde veya etiketinde  ‘’Diyet’’, ‘’Light’’ veya ‘’ Diabetik’’ yazan gidalarin esas ozelligi dusuk kalorili olmalaridir.  Iclerindeki yag miktari azalmis olabildigi gibi normal seker de olabilir.  Diyabetik olanlar ise  tatlandirici ile yapilir.  Bunlarin da  kalorisi vardir.  Bu nedenle yiyeceklere ilave etmek yerine yiyeceginiz bir  gida yerine yenmesi gerekir.  Diyabetik recelin 100 graminda 208 kalori, diyabetik cikolatanin 100 graminda 569 kalori ve diyabetik biskuvinin 100 graminda 538 kalori vardir.
Yag
Yag olarak sivi yag kullanilmali ve en iyisinin sizma zeytinyagi oldugu unutulmamalidir. Seker hastalarinin kanlarinda trigliserit  cok yukselirken  iyi kolesterol denilen  HDL  kolesterol azalir. Bu durum kalp  hastaligi icin risk olusturur. Kan yaglari yuksek hastalarda tiroit hormonlarina da bakmak gerekir. TSH hormonu olcumu ile  tirot hormon bozuklugu olup olmadigi  anlasilabilir. Alinan  yaglar mutlaka sivi yag olmalidir. Zararli olan margarin turu kati yaglar yenmemelidir.  Sut, yogurt ve peynir yagsiz olarak yenmelidir.

Protein-Et
Protein et, yumurta ve sut urunleri (peynir) gibi gidalarda bulunur ve  gunluk kalorinin % 12-20 ‘sini olusturmali ve en az 70 gram/gun protein alinmalidir.  Diger bir deyimle agirligin her Kg icin 1 gram protein alinmalidir. Idrarla protein atilimi varsa veya bobrek hastaliginiz  varsa 0.8 gr/gun protein alinmasi gerekir. Fazla alinan protein bobregin fazla calismasina ve yorulmasina neden olur. Bobrek rahatsizligi varsa daha cok bitkisel protein almak gerekir. Bitkisel proteinler bobrege  daha az zarar verir.  Kirmizi et haftada bir kez mutlaka yenmeli diger zamanlarda daha cok balik olmak uzere kumes hayvan etleri yenmelidir.  Kalbi ve damarlari koruyan omega-3 alimi icin yagli baliklari yani somon, sardalya, ton baligi ve ringa baligi yemek daha faydalidir.  Haftada en az 200 gram balik yenmelidir.
Proteinler aminoasitlerden olusur. Bitki ve hayvansal proteinlerde 20 tane aminoasit vardir. Vucudumuzun yapamadigi 8 tane aminoasit vardir ve bunlari gidalarla almak zorundayiz.

Proteinler dokularimizin devami, buyume, hormon ve diger maddelerin yapimi icin gereklidir.
Protein ihtiyaci yasa gore degisir:
0-12 yas      12.5-15gr/gun
1-3 yas        14.5gr/gun
4-10 yas       19,7-28,3gr/gun
11-14 yas     41-42gr/gun
15-18 yas     45-50gr/gun
19-50yas      55.5gr/gun
gebelikte ekstra 6gr alinmali
emzirirken 11gr/gun
Alkol Kullanimi
Alkol yuksek kalorili bir gida olarak kabul etmek gerekir, cunku 1 graminda 7 kalori vardir.
Alkol ac karna icilmemelidir. Ac karna icilen alkol kan sekerinde dusme yapar.  Kan sekeriniz yuksek ise alkol icmeyiniz. Kan sekeri normal yani kontrol altinda olan seker hastalari , eger alkol almasina engel bir durumu yoksa bir-iki kadeh  sarap  icebilirler. Kirmizi sarap icmek daha faydalidir. Bir kadeh raki veya benzeri alkollu ickiler de alinabilir. Alkol alirken fazla gida alirsaniz sekeriniz yine yukselebilir. Alkol aldiginiz ogunde fazla yagli yemekler yememeye dikkat etmek gerekir.
Alkol almasi sakincali olan seker hastalari ise sunlardir: kan sekeri yuksek olanlar, sinir iltihabi olanlar (noropatisi olanlar), kan sekeri dusuk olanlar, empotansi olanlar ve  kandaki trigliserit duzeyi yuksek olanlar
Seker Hastalarinin Kilo Vermesi Neden Onemli?

Seker hastalarinin cogu kiloludur. Kilo veren hastalarda kan sekeri bazen ilac kullanmadan normale gelebilir. Kiloda % 5-10 duzeyinde bir kayip  insulin hormonunun daha iyi calismasini sagladigi gibi kan sekerini dusurur ve kan yaglari normale gelir.  Iyi uyumak ve stresden uzak durmak da onem tasir.  Erkeklerde bel  cevresi 102 cm, kadinlarda  ise 88 cm’den fazla olmamalidir.  Vucut kitle indeksi 25’den az olmalidir. Kiloda hedef her ay 4 Kg vermektir. Diyet yaninda egzersiz yapmak da kilo vermede etkili olur. Basit bir formul hergun kaloriyi 250-300 kalori azaltmak ve egzersiz ile harcanan kaloriyi 300-400 kalori artirmaktir. Yani az yiyip cok hareket etmek gerekir.  Cok dusuk kalorili diyetler, yani gunluk 600-800 kalorili diyetler zararli oldugu icin onermiyoruz. Kilo vermede bu onlemler yeterli olmaz ise ilac tedavisine gecilebilir.

Karbonhidrat Tuketimi Nasil Olmali?

Karbonhidratalar  kan sekerini onemli oranda etkileyen gidalardir.  Bunlar basit karbonhidratlar (sekerler) ( sofra sekeri, lokum, recel, marmelat, bal, tatlilar, meyve sulari) seklinde olabildigi gibi kompleks karbonhidrat denilen ekmek, pirinc, makarna, kurubaklagil ve sebze seklinde de olabilir.  Kan sekerini cok yukselten beyaz seker, beyaz ekmek, pirinc pilavi, patates puresi gibi gidalar yenmemelidir.  Basit sekerler kan sekerini hizli yukselttiginden yenmemelidir. Bir gidanin etiketinde sukroz, glikoz, maltoz, laktoz, fruktoz, misir surubu veya konsantresi var diye yaziyorsa o gidaya seker katilmis demektir. Kompleks karbonhidratlar ise tercih edilir. Kolesterolu yuksek kisilerde yag orani gunluk kalorinin %30 ve altinda olurken karbonhidrat %50-55 oraninda olur. Kan sekeri takipte yeteri kadar dusmez ise karbonhidrat miktari ilerleyen gunlerde yavas yavas azaltilir.  Karbonhidrat olarak posasi fazla olan tahil, sebze ve meyve alinmalidir. Karbonhidratlar glisemik indekse gore siniflandirilabilir.
Glisemik indeks bir gidanin kan sekerini yukseltme gucudur. O gidada bulunan karbonhidrat miktari da glisemik indeksi direk olarak etkiler.  Bu nedenle gunluk alinan karbonhidrat  miktarinin gun icine ana ve ara ogunlere dagitilmasi gerekir.
Kisa etkili insulin kullanan hastalar ogundeki karbonhidrat miktarina gore insulin dozunu ayarlayabilir ki, buna karbonhidrat sayma metodu  denir.
Yemeklerde yulaf posasi ve baklagillerde bulunan posa cozunebilir ozellik tasir ve kan sekerinin hizli yukselmesini engeller.  Meyve ve sebzedeki posa ise cozunmez, ancak bagirsak fonksiyonlarini duzeltir.  Gunluk olarak 25 gram  kadar posa almak lazimdir. Elma, greyfurt, limon, portakal, yulaf kepegi, kurubaklagiller (kuru fasulye, nohut gibi) ve sebzeler suda eriyebilen faydali posa icerirler. Posali yiyecek miktari arttikca kan sekeri ayari daha iyi olur.

Karbonhidrat sayimi:
Hastalarin yemeklerindeki karbonhidrat miktarini gram olarak veya porsiyon olarak saymalari ve buna uygun insulin yapmalaridir. Genellikle bir porsiyon karbonhidrata 1 unite insulin yapilir veya her 10- 15 gram karbonhidrat icin 1 unite insulin yapilir. Ancak cogu Tip 2 diyabetli hasta icin her 15 gram karbonhidrat icin 2-5 unite insulin yapilmaktadir.
Bir gidadaki karbonhidrat  porsiyonu veya karbonhidrat kismi  o gidadaki karbonhidratin 15’e bolunmesi ile bulunur. Ornegin bir yogurtta 45 gram karbonhidrat varsa bunda 3 kisim veya porsiyon karbonhidrat vardir.
Genellkle 1200-1500 kalorilik bir diyette 180 gram karbonhidrat vardir  ve bu 12 karbonhidrat kismi veya porsiyonu demektir.
Genellkle 1 gram karbonhidrat kan sekerini 5 mg/dl artirir veya yukseltir.
Bugday, patates, pirinc, kuru fasulye gibi yiyecekler karbonhidratli gidalardir.   Karbonhidratlar, vucutta glukoz (kan sekeri) halinde kullanilir. Besinlerle aldigimiz gunluk kalorinin en buyuk kismini karbonhidratlar karsilar. Saglikli bir diyette gunluk besin aliminin % 40-45’i karbonhidratlardan saglanmalidir. Gunluk  karbonhidrat ihtiyaci 100-125 gram kadardir.

Karbonhidratlar basit ve kompleks olmak uzere 2 gruba ayrilir:
Basit  sekerler (karbonhidratlar):
Bunlar cok kolay sindirilen ve hizla kana karisan karbonhidratlardir.  Basit karbonhidratlara ornek olarak, meyve sekeri (diger adi fruktoz), misir sekeri (diger adi glukoz), uzum sekeri ( diger adi glukoz veya dekstroz), toz seker (diger adi sukroz)  ve sut sekeri (diger adi laktoz) sayilabilir.  Unlu ve sekerli besinler, bagirsaktan cok cabuk emildiginden, kan sekerini ve insulin hormonunu  kanda cok hizli yukseltirler. Yuksek insulin hormonu ise birkac saat sonra kan sekerini cok fazla dusurur  ve acikma ve  sekerli gidalara saldirma meydana gelir.  Seker, bal, recel, muhallebi, keskul, gibi sutlu tatlilar, baklava, kadayif gibi unlu tatlilar, mesrubatlar, cikolata, bazi meyve sulari, meyve kompostolari, bira,  kekler, kurabiyeler, biskuviler ve tatli pudingler fazla miktarda basit karbonhidrat (seker) icerirler. Bu tur seker yuku fazla besinlerden uzak durulmalidir. Dogal halinde olan, yani islenmemis meyve, tatlandirilmamis komposto ve konserveler, tatlandirilmamis dogal meyve suyu ise dogal basit  sekerler icerirler.

b) Kompleks karbonhidratlar.
Sindirimi basit karbonhidratlara oranla biraz daha zordur ve yavas emilirler. Bu nedenle, kan sekerini birden yukseltmezler. Ekmek, galeta, diyet biskuviler, baklagiller, makarna, pirinc (ozellikle kabuklu), un, corba, patates ve  misir gibi yiyecekler kompleks karbonhidratlardir.  Bunlarda bulunan nisasta  bagirsaklarda parcalanarak seker olusturur.
Sagliksiz, yani zararli olan karbonhidratlar, sekerler, rafine nisastalar, beyaz ekmek, beyaz pirinc ve beyaz makarnadir.
Saglikli karbonhidratlar ise tam bugdaydan yapilmis ekmek, kahverengi pirinc ve  tam bugday makarnasidir.
Zararli olan sadece seker degil rafine nisastalardir. Rafine nisastalar kan sekerini daha cabuk yukseltirler.
Karbonhidratlari, basit sekerler zararlidir, kompleks karbonhidratlar faydalidir diye, kolayca ikiye ayirmak da aslinda yanlistir.  Karbonhidratlari faydali veya zararli diye ayirmada en iyi olcut onlarin  seker yuku ve islenmis olup olmadigidir.   Glisemik indeksi yuksek olan yani kan sekerini kolay yukselten patates az tuketilmeye calisilmalidir.
Fazla karbonhidrat yemek kan sekerini,  kandaki insulin  hormon duzeyini, kandaki trigliserit isimli yagi artirirken, iyi kolesterol dedigimiz HDL kolesterolu azaltir.  Uzun sure seker yuku fazla karbonhidratlarla beslenenlerde, seker ve kalp hastaligi ortaya cikar.
Yuksek karbonhidratli beslenme, ozellikle sisman kisiler icin cok zararlidir. Alinan karbonhidratlar kan sekerini artirir ve insulin direnci denen, insulin hormonunun etkisini kaybetmesi durumu ortaya cikar. Bu kisiler cok az  sekerli gidalar  yemeli, iyi yaglarla (sivi yaglar) beslenmeli ve  tam tahil urunleri tuketmelidirler. Karbonhidrat olarak tam tahil yiyenlerde kabizlik, kanser, seker ve kalp hastaligi daha az gorulur.

Karbonhidratlarin Glisemik Indeksi veya  Seker Yuku:

Karbonhidratlarin kan sekerini yukseltme gucune glisemik indeks veya seker yuku denir. Glisemik indeksi fazla olan karbonhidratlar kan sekerini daha fazla cikarirlar. Glisemik indeksi dusuk olanlar ise kan sekerini daha az yukseltirler. Bu nedenle glisemik indeksi az olan karbonhidratlari daha fazla tuketmeye calisilmalidir.  Beyaz ekmegin glisemik indeksi 100 kabul edilerek diger besinlerin glisemik indeksi soyle hesaplanmistir:

Patates puresi (1 bardak) % 104
Beyaz ekmek (bir dilim) %100
Siyah ekmek (bir dilim) %102
Muz (1 orta boy) % 88
Beyaz pirinc (1 bardak) %102
Pizza (bir dilim) % 86
Makarna (1 bardak) %71
Kek (2 tane 6cm ebadinda) %86
Kola (1 bardak) %90
Pismis havuc %131
Cig havuc %131
Basit Sekerler %99
Portakal suyu %75
Toz veya kesme seker %84
Dondurma % 42
Patates kizartmasi % 95
Recel %91
Elma %55
Yagsiz sut %46
Bogurtlen suyu %105

Goruldugu gibi patates puresi, beyaz ekmek, havuc ve  beyaz pirinc, kan sekerini, kesme sekerden daha fazla yukseltme gucune sahiptir.  Bu nedenle  seker yuku az olan  tam tahildan yapilmis besinleri yemek daha faydalidir. Boylelikle  hem kan sekeri yukselmez hem baska faydalar saglanir. Tam bugdaydan yapilmis ekmekte daha fazla vitamin ve mineraller vardir. Tam tahillar seker hastaligina karsi koruyucudurlar ve kalp hastaligi gorulme riskini azalttiklari gibi bagirsaklari daha iyi calistirarak kabizligi onlerler.

Diyetteki Seker Yukunu Azaltmak Icin  Ne Yapmali?

• Sebze, meyve, kuru baklagil, ceviz, badem ve tam tahil tuketimini artiririn
• Patates,  beyaz pirinc, kek, seker, tatlilar ve kola gibi  yuksek seker yuklu besin ve icecekleri azaltin

Lif  veya Posa:

Posa veya lif, bagirsaklarda sindirimi zor olan karbonhidratlardir. Bitkisel besinler basta olmak uzere bir cok yiyecek kitle saglayan, besinlerin mide ve bagirsaktan gecisini kolaylastiran lifler icerir. Lifli yiyeceklerin tuketilmesi sagliga bircok acidan faydalidir. Lifli besin tuketiminin kabizligi onledigi, kan sekerinin daha dengeli yukselmesini sagladigi, kan yaglarinin azalttigi ve bazi kanser turlerinin onlenmesinde yararli oldugu  saptanmistir. Bunun icin beyaz  ekmek yerine kepekli ekmegi, meyve sulari yerine kabuklariyla birlikte dogal meyveleri yemeli, sebzeleri mumkun oldugunca kabuklariyla pisirmeli ve ogunlere sebze eklemeli, salatalara keten tohumu serpistirilmeli, corbalara arpa ve bugday konmalidir. Diyetle alinan posa miktari artirildikca  koroner kalp hastaligi ve buna bagli olum oraninda azalma oldugu saptanmistir. Posa aliminda her 10 gramlik artis, koroner kalp hastaliginda %14 oraninda bir azalma ve kalp krizinden olumde %27’lik bir azalma meydana getirmistir. Posali beslenme, kandaki  bir iltihap gostergesi olan  CRP duzeylerini azaltarak faydali olmaktadir. Kanda CRP proteini artinca kalp hastaligina yakalanma riski artmaktadir.
Posa, tam bugday taneleri ve bunlardan saflastirilmaksizin yapilmis tahil urunleri, kuru baklagiller,  sebze ve meyvelerde  bol bulunan bir maddedir.

Besinlerdeki posa
• cozunur posa veya diger adiyla suda eriyen lif
• cozunmez posa veya diger adiyla suda erimeyen lif
olmak uzere ikiye ayrilir.
Cozunur posa,  kan yaglarini ve yemek sonrasi kanda artan seker duzeyini azaltir.
Cozunmez posa, esas olarak bagirsaklarda hacim olusturur, diski hacmini artirir ve bagirsaktan gecis zamanini duzenler. Posali besinlerle beslenmek kalin bagirsak ve rektum kanserini onler.  Yulaf unu ve kuru baklagillerde bulunan cozunur posanin kanimizdaki kotu kolesterol denen LDL kolesterolunu dusurucu etkisi  oldugu, fakat HDL kolesterol denen iyi kolesterolu artirmadigi saptanmistir.
Ozellikle bugday kepeginden zengin olan yuksek posali diyetler diski hacmini arttirir, kolon ici basinci dusurur ve gecis zamanini duzenler. Bu nedenle  kabizlik ve  bagirsak divertikulu  denen bir hastaligin tedavisinde yararli etkiler gosterir.  Bagirsaklarin Spastik kolon  adi verilen bir hasatliginda  cozunur ve cozunmez posa kaynaklarinin birlikte  bagirsak  hareketlerini duzenledigi  gosterilmistir. .
Yuksek posali diyetler seker hastalarinda tedavide kullanilan  insulin ihtiyacini azaltmakta ve  insulin hormonunun daha iyi calismasini  saglamaktadir.  Posa,   uzun sure doygunluk hissi yaratip  besin alimini azalttigi icin kandaki kolesterol yaglarinda azalma yapar.
Posali besinler kanser yapici  zararli maddelerin  bagirsakta kalma suresini kisaltigi ve  bagirsak duvari ile temasini azalttigi icin  kanserden korunmada faydali olurlar.
Tum bu nedenlerle 50 yasin altindaki erkekler, gunde 38 gram, kadinlar  ise 25 gram lif  veya  diger adiyla posa almalidirlar. Daha fazla posa almanin faydasi yoktur. Yaslilarin asiri bugday kepegi almalari aldiklari gidalarin amilmelerini bozabilir.  Armut, elma (kabuklu), incir, portakal, havuc, lahana, pirasa, karnabahar, ispanak, mercimek (kuru baklagil) kurutulmus meyve ve kepekli ekmek, posadan zengin besinlerdir. Kabuguyla birlikte yenen bir elmada 3.7 gram, bir bardak kadar brokolide 4.5 gram ve kuru fasulyede 13.1 gram lif vardir.  Posayi yeteri kadar alamadigimizda piyasada kapsul olarak satilan psyllium veya chitosan isimli posalardan alabiliriz. Bunlari kullanirken  baslangicta ufak miktarda alip sonra yavas olarak artirmak ve arkasindan bol su icmek gerekir.
Cocuklarin da saglik acisindan bir miktar posa almalari gereklidir. Ek besinlere gecilmesiyle birlikte, bebegin gunluk diyetine posa kaynaklari girmeye baslar. Bu yasta tercih edilmesi gereken oncelikli posa kaynaklari, meyveler, sebzeler ve kuru baklagillerdir. Sebze, meyve, kuru baklagil gibi posadan zengin besinlere cocuga zamaninda alistirmak ve yeterli miktarda tuketmesini saglamak onemlidir. Cocuklarin tuketmeleri gerekli posa miktari henuz tam olarak bilinmemektedir.

Diyetteki posayi artirmak icin  ne yapmali?

• Ogutulmemis tahildan yapilan  gevrek ve ekmekleri  tercih edin.
• Sebzeleri pisirmeden ya da buharda sadece yumusayincaya kadar pisirerek yiyin.
• Meyve ve sebzeleri kabuklarini soymadan yiyin; bu yiyeceklerin kabuklari liften zengindir.  Yapilan arastirmalar meyvelerin kabuklari ve cekirdeklerinin etli kisimlarindan daha fazla antioksidan ozellige sahip oldugunu gostermistir. Ornegin uzum cekirdeginde cok yuksek antioksidan vardir.Bu nedenle uzum yerken cekirdegini cigneyerek yemeye calisin. Corbaya ve salataya  arpa veya fasulye ilave ederek posa oranini artirin. Salatalara keten tohumu ilave ederek hem posayi artirin hem omega 3 alimini artirin.
• Ogunler arasinda bir seyler yemek istediginizde, meyve, sebze ya da kuru meyveleri   veya badem ve cevizi tercih edin.Badem ve cevizde lif orani yuksektir.
• Beyaz pirinc pilavi yerine bulgur pilavini daha sik yiyin.
• Kahvaltilarda yulaf veya bugday ezmesi yiyin.
Yenmesi Gerekenler:

Gunde 5-6 porsiyon sebze yiyin
Tam tahillar tuketin
Baklagiller (kuru fasulye, nohut, bezelye, borulce, mercimek) yiyin
Sivi yag, ozellikle zeytinyagi yiyin
Ceviz,badem, findik gunde bir avuc yiyiniz
Yemeklerde zeytinyagi kullanilmali ancak fazla konmamalidir.
Keten tohumu
Yagsiz sut
Haftada en az iki defa balik, yagsiz tavuk,hindi
Krom, Mg, Cinko eksikligi varsa alin
Omega 3 destegi alin
Antioksidan vitamin alin
Kolesterol  yuksekse kolesterol dusurucu ilaclar alin
Kahve ve siyah cay yerine yesil cay iciniz
Biotin vitamin destegi faydalidir

Hangi yiyeceklerden uzak duralim?

1.Hamur isleri (pasta, kek, kurabiye, vb)
2.Yagda kizarmis veya kavrulmus ve sos ilave edilmis yiyecekler
3.Kuruyemisler
4.Tum yagli gidalar (kaymak, krema, mayonez vb)
5.Icerigi tam bilinmeyen hazir gidalar
6.Diabetik yiyecekler
7. Ketcap, hardal ve et soslari cok tuzlu oldugu icin fazla tuketilmemelidir. Ketcap ve hardalda seker oldugu da unutulmamalidir.
Ceviz Yemenin Seker Hastaliginda Faydasi:

“Diabetes Care” dergisinin Aralik 2004 tarihli sayisinda Tip 2 diyabetli hastalarda dusuk yagli diyete ceviz ilave etmenin kandaki kolesterol ve diger yag duzeylerini duzelttigi saptandi.
Cevizde yuksek oranda alfalinolenik asit vardir ve antioksidan olarak gama-tokoferol bulunur. Ceviz yiyenlerde HDL-Kolesterol duzeyinde artma, LDL-kolesterolde %10 oraninda azalma oldugu saptanmistir.

Balik Yemenin Faydasi:

Balik yemek damar sertligini onler. Bol balik yiyenlerde damar sertligine yol acan LDL-Kolesterolun damar sertligi yapici etkisi azalir, ayrica Tip 2 diyabet gelisim riski azalir.

Su Icmeyi Aliskanlik Haline Getirin:

Seker hastalarinin gunde en az 8 bardak su icmeyi aliskanlik haline getirmeleri gerekir. Az su ictiginizde idrarin rengi koyulasir. Idrar rengine bakarak az su icip icmedigimizi anlayabilirsiniz. B2 vitamini alirsaniz idrariniz parlak sari renkte olur. Idrariniz koyu sari  renkte olunca az su iciyorsunuz demektir. Normalde idrar beyaz veya acik sari renkte olur.
Gidasiz yasamamizi surdurebildigimiz halde, susuz birkac gunden fazla yasayamayiz. Icilen su gidalarin emilimini ve hazmini kolaylastirdigi gibi dolasima faydali olur, vucut sicakligini kontrol eder, eklemlerin kayganligini saglar, cildin daha saglikli olmasini saglar ve vucuttan zararli maddelerin atilimini saglar.
Hergun idrar ve terle kaybettigimiz suyun alinmasi gerekir. Vucut susuz kalinca biz bunu susayarak anlariz.
Vucudumuzda %1-2 oraninda su kaybi olunca susamaya baslariz ve su iceriz. Yeterli su icip icmediginizi idrarinizin rengine bakarak anlayabilirsizin. Disarisi sicak olunca veya egzersiz yapinca su ihtiyaci artar.
Yaslandikca susuzluk veya susama mekanizmasi daha az calisir. Bu nedenle yaslilar suyu duzenli icmelidir ve idrarlarinin acik renkte olduguna dikkat etmelidir.
Icilecek su temiz kaynak suyu olmali ve filtre edilmis olmalidir.
Cesmeden akan suyun filtre edilmesi de gerekir.  Sulari saklamak icin  en saglikli kabin cam sise oldugunu unutmayiniz.
Selenyum Alimini Artirin

Selenyum, E vitaminiyle birlikte calisan kuvvetli bir antioksidandir ve hucreleri zarara ugratan serbest radikallerin etkisini yok eder. Selenyum, bagisiklik sistemi, tiroit bezi ve erkek ureme sisteminde etkileri vardir. Gunde 160 mikrogram selenyum alanlarda prostat kanserinin daha az goruldugu saptanmistir. Selenyum LDL-kolesterolu azaltarak kalp hastaligi yonunden de faydali olur. Hayvansal gidalar ve tahillar selenyum kaynagidir. Mantarda  bol miktarda selenyum vardir. Vejeteryanlar icin bu nedenle mantar onemli bir selenyum kaynagidir. Bazi mantarlarin potasyum kaynagi olmasi nedeniyle hipertansiyonu olanlarin mantar yemeleri faydalidir.  Kan selenyum duzeyine bakilarak selenyum destegi ailip almayacaginiza karar verilir.

Maden Suyu veya Soda Fazla Icmeyiniz

Icilen sodalarin icindeki karbonat kandaki oksijende azalma yapar ve bu etki 2-3 saat surer. Fosfor miktari fazla olursa kalsiyum kemiklerden cekilir ve kemik erimesi yapar.

Kahve ve Cay
Kahve icmek  idrarla su kaybini arttirdigi gibi idrarla kalsiyum atilimini artirir. Bu nedenle gunde bir fincandan fazla kahve icmeyiniz.
Cay olarak siyah cay yerine yesil cay, adacayi veya ihlamur icmek daha faydalidir.


Haftada 1 kez sabah akşam şekerinizi ölçün,kayıt tutun ve bu kayıtları
kontrol anında doktorunuza gösterin Kilonuzu kontrol altında
tutun,ideal kilonuzu koruyun Günlük düzenli yürüyüşler yapın. Öğün
atlamayın,diyetisyeninizin veya doktorunuzun yemeyi önermediği hiçbir
şeyi yemeyin,ısrarlara kulak asmayın. İçeriğinde fruktoz, sakkaroz veya
şeker olan hiçbir ürünü satın almayın,tüketmeyin. Gerektiğnde
değişiklik yapabilmek için besin gruplarını iyi öğrenin.
Tatlandırıcılarla yaptığınız yiyeceklerle kendinizi ödüllendirin. Halk
arasında diyabete iyi geliyor diye önerilen tatlı yiyeceklerden uzak
durun.

DİYABETLE BARIŞIK YAŞAMAK
Diyabetin bazı erken belirtileri vardır. Kan şekeri yüksek olan
kişilerde yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, sık idrara çıkma. susama,
yara ve berelerin uzun zamanda iyileşmesi gibi belirtiler vardır. Eğer
ailenizde şeker hastası varsa bu hastalığa yakalanma riskiniz daha
fazladır. bu belirtilerle doktorunuza başvurduğunuz taktirde
doktorunuz kan şekerinizin de belirlenmesini isteyecektir.

Diyabetliysem ne yapmam gerekiyor? eğer diyabetliyseniz hayatınızın
bundan sonraki döneminde kendinizi çok iyi kontrol altında tutmanız
gerekecektir. Diyabetle barışık yaşamanın yolu kendinize dikkat
etmekten geçer. Kan şekeri düzeylerinizi ortalama aralıklarda tutarak
olabildiğince normal yaşam sürdürmeyi hedeflemelisiniz. Bu hedefe
ulaşmanın en iyi yolu diyet uygulamak ve egzersiz yapmaktır.

DİYABETİN BELİRTİLERİ
– Sık sık idrara çıkma
– Aşırı susama
– Bulanık görme
– Halsizlik,bitkinlik
– Beklenmedik kilo kaybı
– Acıkma hissidir.
– Mide bulantısı
– Kusma
– Nefes kokusu
– Sık idrar yolu enfeksiyonu
– Adetten kesilme
– Kuru ve kaşıntılı deri
– Yaraların geç iyileşmesi

Şekerin yüksek olması sonucunda,

- İdrara çıkmada artış (özellikle geceleri)
– Sıvı kaybı
– Susama, ağız kuruması

- Çok idrar yapmak
: Vücutta insülin yapılamadığı zaman, insülinin, normalde sorumlu
olduğu işlevler yapılmaz, yani glukoz hücreler tarafından enerji olarak
kullanılamaz ve kanda birikir, belli bir düzeyden sonra da böbrekten
atılmaya başlar. Şeker beraberinde suyu da sürükleyeceğimden kişi çok
idrara çıkmaya başlar.

- Çok su içmek : İdrarla aşırı su kaybedince aşırı su içilir.

- Zayıflamak
: Öte yandan alınan gıdalardan yararlanamayan vücut hücreleri enerji
kaynağı olarak depolardaki yağları yakıt olarak kullanmaya başlar ve
kişi zayıflar.

Bu belirtilerin ortaya
çıkması için gereken süre, pankreas bezi beta hücrelerindeki yıkımın
hızı ve süresine bağlıdır. Tahribat haftalar, aylar hatta yıllar
boyunca sürebilir. Yıkımın hızlı ve kısa sürede tamamlandığı durumlarda
vücut enerji ihtiyacı için kendi proteinlerini ve yağlarını kullanmak
zorunda kalır. Özellikle yağların aşırı yıkımıyla oluşan, son ürünlere
keton cisimleri adı verilir; vücut için zararlı atıklardır, birikerek
ketoasidoz denilen acil bir tabloyu meydana getirirler. Ketoasidozun
belirtileri karın ağrısı, hızlı solunum, aşırı halsizlik ve
yorgunluktur ve bu tablo derhal hastaneye başvurmayı gerektirir.


EVDE KAN ŞEKERİ ÖLÇÜMÜ

Şeker hastalığı, yediğimiz gıdalar, hareket düzeyimizi gibi nedenlerle çok dinamik seyreder. Bu dinamik düzen içinde kan şekerinizin
nasıl dalgalandığını görmek, hem kendi durumumuzu daha iyi kavramamızı
sağlar hem de doktorumuzun sizin için önereceği tedavi planını daha iyi
organize etmesini sağlar. Dünyanın neresinde olursanız olun, hangi
klinikte, hangi diyabet ekibi tarafından takip ediliyor olursanız olun,
lütfen, size önerilen şekilde evde kan şekeri ölçümünüzü düzenli
yaparak, kontrollerinize gidin. Sonuçta, daha iyi glisemik kontrol sağlanarak, kısa ve uzun vadeli komplikasyonlardan uzak, yüksek yaşam kalitesine ulaşabilirsiniz.

Diyabetli hastalar açlık kan şekeri ile birlikte mutlaka tokluk kan şekeri (2.saat glukoz) ölçümü de yapmalıdırlar. Kan şekeri takibi en az haftada bir kez üç ana öğün açlık ve tokluk ölçümleri ve gerekirse gece uykuda (04:00) ölçümü kapsamalıdır.


anahtar kelimeler:
şeker hastalığı, insülin’in içindeki bitkiler, diyabet ve bitkiler,
bitkiler, kan şekerinin çıkması, kan şekeri, şeker, diyabet, diyabetik,
diabet, diyabet, hastalık, bilgi , hakkında, şekerin tedavisi, şeker ,
seker, hastaligi, hastalik, diyabet tedavisi, tadavi, tedavisi, şeker
yükselmesi , hemoglomin, a1c, homoglomin, şeker diyeti, diyabetik
diyet, diyet ve önemi, sağlıklı beslenme, beslenme kuralları, insülin
tedavi, inüsülin, insulin , şifalı, bitki, ilaç

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.